Site Yöneticisi

 Telefon Rehberi

 İNEBOSU KÖYÜ TARİHİ

 İZ BIRAKANLAR

 HACI BEKTAŞİ VELİ

 Bursa Söylevi
  Videolar

  Resim Ekle

  TOPLU SMS Bilgilendirme
  Linkler
  Haber & Duyurular

» Kemal ÇETİNER

Kemal ÇETİNER

yazı büyüklüğü

                 BAYRAMIN DEĞİŞTİRME GÜCÜ

                       Yine bir Bayrama daha eriştik. Ne güzel hala Allah’ın bize verdiği ömrü sürerek, bayramlarımıza erişen yaşımızı, daha bir olgunlukla karşılıyoruz . Çocukluğumuzda ki bayram sevinçleri gibi olmasa da aslında derinlerde yine aynı heyecan aynı kıpır kıpır eden bir yürekle birbirimizi sevgiyle kucaklıyoruz. Bayramlarda dargınlar barışır diyen atalarımızı örnek alarak,dost  dediklerimizi ve demediklerimizede sarılarak omuzlarına dokunuyoruz. Omuza el sürmek ve sıvazlamak, aslında karşılıklı “ben yanındayım destekçinim,  arkadaşınım” demek olmuyor mu? Belki acılar yaşadık, belki ihanetler gördük, belki can evimizden yaralandık. Ama bunların hiç birinde hatayı karşı tarafa yüklemedik, çünkü buna teşvik eden bir hatamız mutlaka vardı. İlahi adalete “hak” nasıl yerini buluyorsa, bizlerde hatalarımızın bedelini ödeyerek  arınıyoruz. En önemlisi ise “yaşam” hikayemize bitirilmiş ve öğrenilmiş bir ders  daha bırakıyoruz. İlahi sistemde arınma programı işlerken karşımıza yeni insanlar, yeni roller, yeni dersler geliyor. Ama geçmişin karanlıkta bıraktığımız  acılarını unutmadan hareket edersek aslında bir insanın bir insandan öç alma duygusunun “İNSAN” adınla hiç bağdaşmadığını dinimiz bize gayet açık öğretiyor.

Bugün bayramlaşıp sarıldığımız bir insanın daha sonra ardından konuşmak, geçmişe yönelik yine öfke duygusuyla hareket etmek sil baştan bize daha acılı dersleri öğretmek için kötü plan hazırlatma yoluna gidiyor. Bir bilsek, her sözümüz, her duygumuz , her eylem ve düşüncemiz bize bumerang gibi geri dönüyor. Aslında davranış ve alışkanlıklarımızla kendi kaderimizi belirliyoruz.

İşte yine bir Bayram günündeyiz. Ne mutlu ki hala sağlıklı bir ömür sürüyoruz. Dünya alemi işte böyle geçip gidiyor. Yarınlarda yanımıza ya cehennemi ya da cenneti kendimiz götüreceğiz. O cennet ki, hiç içinde dedikodu, iftira, riyakarlık, hak yeme, nefret ve öfke olabilir mi ? Ne insanlar vardır, güzel söz , güzel ahlak ile yaşamlarını cennete, ne insanlar vardır kötü düşünce, fesat bir yürek ile yaşamlarını cehenneme çevirirler. Hangisi Allah’ın huzuruna başı dik bir onurla girecektir? Yanıtı çok açık değil mi ? Herkes bir Can taşıyor, gelin bu bayram gününde affedelim ve affettirelim.“Yaratandan ötürü evrendeki bütün yaratılanları sevelim.” Hoşgörü ve tevazu kadar büyük bir kanat yoktur bu alemde. Kimbilir öyle bir an gelir ki” pişmanım” diyecek kadar   bile nefesimiz yetmeyebilir.

 Bayramımızı kutluyor, hepimize daha arınmış bir yürek, daha hoşgörü ve sabır diliyorum ki artık acı öğretmenimiz olmasın !

        Mevlana’nın sözleriyle nice güzel hayırlı Bayramlar diliyorum.

       “Ey kardeşim! Sen fikirden ve düşünceden ibaretsin. Senin varlığın bunlardandır. Geri kalan sinir ve kemiktir ki, onlar hayvanlarda da vardır.”

                                                    ( H.z Mevlana )

                                    25/10/2012         Kemal ÇETİNER


TÜRKLÜK ÖLÜYOR,

HANGİ VATAN SAĞ OLSUN ?

Bir sabah vakti, senin hiç kapın çalındı mı?

Şapkası önünde, üniformalı aracılar

Kapına dizildiler mi ?

Ne olduğunu bile sormadan

Feryatlar atarak yıkıldın mı?

“Vatan Sağ olsun”

Demeni beklerken herkes

“HANGİ VATAN SAĞ OLSUN”

Desen seni de şehidinin yanına gömerler mi?

Klişe bir vatan, parçalanmış insancıklar !

Ekmek kavgasından, açlıktan, zulümden,

Şehidine bile sahip çıkamayan bir anne

Sözde “savaşın” olmadığı bir ülkede

Her gün omuzlarda taşınan cenazeler niye?

Niye al bayrak asmışlar üzerlerine?

Topraklarımızı satıyorlar sustunuz !

Kaynaklarımızı örtüp yabancı sermayeyi akbaba yaptılar sustunuz !

Şimdi koynunuzdan çocuklarınızı söküp alıyorlar!

Bir avuç çapulcuya oğullarınızı satıyorlar!

Sadece haritası çizili bir TÜRKİYE !

İçinde Türklüğün hızlıca harcandığı,

Kimlere yem ediyorsun oğulcanını

HANGİ VATAN SAĞ OLSUN ANNE!

 
 
 
                                                 YAĞMUR;GÖKYÜZÜNÜN DANSI

         Toprak suya hasrettir, insan suya hasrettir.Herkes sanır ki nehirler kıvrımlarıyla yeryüzünde akar, ama asıl nehirler gökyüzünde pamuk yığınlarının arasında saklıdır. Hasretler büyüdükçe, aşklar ateşe eriştikçe büyürler büyürler bulutlara sığmaz olurlar. Sonra gökyüzünün dansı başlar, önce neşe ve ahenkle, gelinlik kız edasında nazlana nazlana düşmeye başlarlar toprağa, düşerken de yaptıkları uzun büyülü yolculuğun hikayesini anlatırlar birbirlerine ve bizler de o zaman penceremize çarpmaya başlayan tıp tıp damlaların seslerini dinleriz. Biraz yüreğimizin kulağı ile dinlersek, o tıp tıplardaki özlem yüklü hikayelerin ortağı bile olabiliriz. Kim bilir bu kez hangi yüreğin sessiz diline ses olabilmek ve hikayesini duymayı bilen yüreklere aktarmak için ahenkle süzülürler.

Sonra kavuşamayanların ve kaybedenlerin hikayelerine gelir sıra yağmur damlaları üşümeye başlar, daha da sıkı sarılmaya, dansların en muhteşem olanını sergilemeye başlarlar. Hikaye gözyaşlarına boğuldukça damlaların şiddeti çoğalır ve tıp tıp sesleri bardaktan boşanan gözyaşları gibi birbirlerini teskin edercesine daha yüksek mırıltılarla inmeye başlar gönüllerin penceresine. O an toprak susar, rüzgar susar ve sadece yağmurun yükselen tınıları çoğalır, birleşirler yeryüzüne inince ve kollara ayrılırlar inceden inceye... Sonra toprak dayanamaz ve salar kendini, teslim olur her defasında bir başka hikayeyi kalem olup yazan yağmura, aralar usulca bedenini hayatı tüm sevecenliği ve anaçlığı ile alır içine. Sabırla dem, sabırla cem olur kelimeler ve baharla beraber filiz filiz, çiçek çiçek tomurcuklar yükseltmeye başlar bağrından yeryüzüne.

Papatyalar masum aşkların hikayelerini, laleler kavuşamayanların gönül derdini, ateş kırmızı güller ise sevginin dilini öğretmek üzere endamıyla  salınırlar insanlığın arasına. her çiçek her yaprak, her yeşil fidan ve ağaç bir başka yaşanmışlığın gizli hayatını barındırır içinde ve açan çiçekleriyle ilham perilerini uyandırırlar insanların yüreğinde.

Toprak kavrulunca ağlar,boynunu büker yeryüzünde yanan her canlı.. Ve insan hüzündeyse yanar toprak misali . Bir yudum suya hasret gibi bekler yağacak her damlayı... Kimileri duaya çıkar, kimileri sel basınca hayıflanır. Her canlıya kattığı ruh bambaşkadır , ayrı ayrıdır.

Dayanamaz bulutlar yeryüzündeki çığlıkların sessizce akan kelimelerine ve büyürler büyürler , damla damla çisi çisi akmaya başlarlar gökyüzünden toprak anaya. Ağaçlar dikleşir, yaprakları havaya döner, çiçekler baş kaldırır, tohumlar filiz verir, hep yukarıya doğru bir hareket vardır, yaklaşan bereketi müjdeler gibi. En sisli havalarda bile yağmur başlayınca sis kalkar ayna gibi pırıl pırıl olur ortalık, doğa kendini onarır temizler, tüm gücüyle savaşır, insana ve insanın doğaya yaptıklarına  rağmen. Çünkü sevgidir temeli, yağmur  öfke bilmez, kin bilmez, sevgiyi çoğaltmaktır niyeti. Sevgiyi yüreğinde yaşayanlar aşıktırlar yağmura, çünkü damlalara yansıyan kendi duygularıdır aslında. En çok ağlamak istediğimiz zamanlar gökyüzünün boşaldığı anlardır. İçimizdeki hazan ve hüzün yağmurla beraber akar toprağa... Bizde pırıl pırıl olur, coşar ve belki en duygulu şiirlerimizi yazarız yağmurlu gecelerde. İlham perisi damlaların arasından evimize sızar sarmalar bizi mavi kanatlarıyla. Kelime olur düşer satırlara, söz olur, yol bulur akar seven bir yüreğe... Bir çiçeğe kelebek, mutsuzlara umut, toprağa baba  olur. Yeryüzüyle gökyüzü yağmurlu günlerde buluşurlar, özlem giderirler ve o sevinçle toprak bereketlenir, ta ki bir daha yağmur yağana dek bekler umutla...

Bazen yürekte ses olur dile gelir,düşer beyaz sayfalara..  “Haydi yağ yağmur, Öyle bir yağ ki hiç bir şeyin sesi duyulmaz olsun. Sadece senin sesini duyayım, sesinin büyüsüne kapılmak istiyorum. Al beni uzaklara götür.O diyarlarda kaybolmak, oradan hiç dönmemek istiyorum. O kadar huzurlu ki sesin... Dinledikçe tüm sıkıntılarım akıp gidiyor. Tüm dertlerimi unutuyorum o muhteşem sesinle. Ben bir başka ben oluyorum. İçimi saran heyecanla diyarlarında kayboluyorum. Hiç durmadan yağ yağmur... Yağ ki dertlerimden kurtulayım. Sen yağ ki ben ağlamayı bırakayım. Senin varlığın herşey demek... Sen varsan şu dünyada can var , hayat var.Haydi başla yağmaya. Sokağa çıkıp sırılsıklam ıslanmak, kollarımı açıp dünyaya haykırmak, milyonlarca damlana bir damla da ben katmak istiyorum! 

"Kırkikindi Yağmurları” güzel bir hikayedir yağmura bir başka anlam katan. Bu yağmurunda bir aşk hikâyesi olduğu söylenir. Bir ayrılığın öyküsüdür. “Bir gün, yağmur Güneşe yenik düşmüş.. Nasıl mı? Öyle ki, yeryüzü hem yağışlı, hem güneşliymiş o gün. Oysa, yağmur sevdiğini kaybetmişmiş... Sellere, sulara karışıp, akıp gitmiş bir zerre bilinmeyene..Güneş, inadına çıkmış o gün..tüm azametiyle, parlamış, gülmüş insanlara. Yağmur öyle çok kızmış ki, öyle beter yağmış ki tarifi mümkünsüz ama güneş yine gülüyormuş ve yağmur dinmiş usul, usul... Kabul etmiş yenilgiyi iç acısıyla.. demiş ki ; giden sevgili benim di güneş ,tipi , kar , fırtına.. ne olursa olsun engelim, ben arayıp bulmalıyım sevdamı..ve karar vermiş, söz vermiş kendine.Kırk gün, her ikindi zamanı yeryüzüne inecek, bu zaman zarfında bulamazsa sevdasını, ona fırsat verecek...

O yıldan sonra, her yıl, mayıs ayına saklamış ikindi yağışlarını.. nisan sonu..mayıs sonu hep yağmış ikindilerde kırk gün.. ama ne giden sevgili dönmüş, ne yağmurda umut bitmiş.... 
Hala bekler, hala umut edermiş..Her kırkikindiler sevgililer adına yağarmış...”

  Kemal ÇETİNER

       

                                                                      GECE VARDİYASI

 

                          Gün boyu sokakların gürültüsü, trafiğin ve kornaların sesleri, kıyılara köşelere saklanan gölge adamlar ve çocuklar. Akşam olupta gün kararmaya başlayınca belki bir çok insanın fark etmediği bir başka dünya başlar sokaklarda. Ekmek kavgasının en çetin olduğu gece vardiyası , el arabalarının, sessiz bisiklet ve motorların, sıra sıra uğrayıp tüm çöp konteynerlerinin didik didik yapıldığı saatler, bu tıkırtıların arasına karışan köpek havlamaları.

                          Her gece geç saat sokak köpeklerinin bile alıştığı manzaraların içinden geceye süzülen insanları izleriz.Yaşamın bir başka gerçeğidir yoksulluklarını karanlıklara gizlemeye çalışan insanlarımızdır onlar.Ne var ki bizler yaşamın içerisinde var olan bu gerçekleri görmeyen umursamayan bir toplum olduk.Soğuğa durmuş gecelerde sokaklarda çocuklarımız çöp bidonlarında yiyecek giyecek topluyorlar,bizler yanlarından geçerken nelerhissediyoruz?Yüreklerimiz hiç sızlamıyor mu?Yaşamın karanlığına mahkum ettiğimiz çocuklarımız yok olup giderken gözlerimizin önünde...Yağmurla birlikte onlara bir arkadaşlık edenler vardır soğuğun ve yağmurun iç içe olduğu gecelerde ...Sokak köpekleri,çöp bidonlarının bir başka misafirleridir onlar..Buz gibi gecelerde karanlıkların örtemediği gerçeklerimizdir onlar,vicdanlarımıza seslenen...

                      Önceleri erkek sandığım ama sonrasında kadın olduğunu farkettiğim, başı tamamen sarılı, ince bir süliet, etrafında olan biten hiç bir şeyle ilgilenmeden, elinde ki çubukla çöpleri arar ve para edecek ne varsa çuvalına doldurur. Gündüz görünmekten utanır, çünkü gece bile kimselerin yüzüne bakmaz, gizliden utanarak bu işi yaptığını anlarım. Sessizce içim burkularak geçerim yanından.Sonra başkaları akmaya başlar, aynı çöplerden sanki farklı beklentileri arar gibi deşerler.Genç, sakalı saçı birbirine karışmış bir adam, küçücük boyu ile, elinde koca bir tahta el arabası ile gelir, arkasında yürüyen, gayet bakımlı 3-4 tane köpek vardır, hatta bazen arabasının alt gözlerinde yavru köpekler görürüz.Konteynerin yan tarafına asılan kuru ekmek poşetlerini alır, bir parçasını kendi ağzına, kalan temiz ekmekleri ise hemen orada, köpeklere yedirmeye başlar, hiç nazlanmadan sahiplerinin sunduğu ekmekleri keyifle yerler.Öğrendim ki evinde de beslediği pek çok sokak hayvanı için çöplerden sadece atık ekmek ve yemek topluyor. Bir gece köpeklerden birinin çok hasta olduğunu farkettim, karnında büyükçe bir şişlik,"gel yarın baktıralım veterinere " dedim, "hayır olmaz "dedi, "ben kendim götürüyorum veterinere, sonra elimden alıp barınağa götürüyorlar, kaç tanesi orada öldü, benim gibi bakamazlar" Bir parça haklı buldum gölge adamı, teşekkür ettim ve yürüdüm.Sonra onunla ilgili epey bilgi aldık, meğer sandığım gibi evinde bir sürü sokak hayvanı besliyormuş, konu komşu yemek götürlermiş , kendisi için ama kabul etmezmiş, para yardımı da almazmış. Sadece hayvanlara yapılan yemek yardımını kabul edermiş.

                          Sonra çocuklar girer devreye, karton kutuları ve geç saatler lokantalardan vs atılan çöpleri toplamak üzere gelirler. Bir çoğu balici diye bilinen çocuklar, öyle açlar ki, ancak o saatlerden sonra karınlarını doyuruyorlar. Orada ki parka çimenlerin üzerine günün yemeklerini gazete üzerine serip karınlarını doyuruyorlar.sokak köpeklerini hiç sevmezler, çünkü rekabetçileridirler, onlarda beklerler yemek için..

                         Kedilerin, köpeklerin sıraya geçtiği ve birbirlerini incitmediği, bu gece vardiyasında kimbilir ne hikayeler var.Belediyelerin dağıttıkları karton gazete, kağıt gibi malzeme poşetlerinin aslında gece vardiyasında çalışan bu insanların ekmek kapılarını kapattığını anlıyoruz. Etrafımıza bu konuyu anlatarak, gece bu atıkları konteynerlerin yanlarına koymalarını istedik. Eski kıyafetler, battaniyeler, çöpe attığımız her ne varsa, temiz bir şekilde büyük poşetlerle bıraktığımızda, her biri gerekli olana gidiyor, yerini buluyor.Eskicilere satıpta 3 lira alacağınız eskilerinizi gece vardiyasındakilere lütfen verin, ama onların gözü önünde değil, gece sessizce bırakın temiz köşelere...En son, bir kırıntıyı bir yavru kedi, sabahına ise kuşlar, böcekler yiyip bitiriyor...Denge böyle devam ediyor. Lütfen bu dengeyi zorlaştırmak yerine kolaylaştıralım...Bizim işimize yaramayan her atık yerini buluyor, ama diğer çöplerimizin arasına karıştırmayalım. Küçücük eller oralarda bir giysi, bir gazete ararken, attığımız kırık bir bardakla ellerini parçalayabiliyor.Mümkünse atıklarımızı ayrıştırarak çöp konteynerlerine bırakalım...

                 Mutluluklar küçük ayrıntılarda gizlidir, LÜTFEN HEP HATIRLAYALIM...

                                                                                                                                                      Kemal ÇETİNER

 

 
          SÜRGÜN CANLAR
 
 
Kimleri yazdı tarih,kimleri sakladı bağrına,
Ne şairler, ne yazarlar yüzlerce dev adamlar
Geldiler... Gittiler !
Dünyanın kaderini,insanlığın erdemini
Geliştiren beyinler.
Her topluma gelen ışık adamlar,ışık insanlar,
Uyanışın aydınlığı,direnişin filizi
Hep bedel ödeyen o insanlar.
Hep güneş olan,hep mesaj veren
Yıllar sonrasına fikir eken adamlar.
Hep bekleriz bir mucize olsun,
Yeni bir güneş doğsun
Bir el tohum atsın toprağa,hep bekleriz
Aş hazır konsun soframıza...
Dev bir insan doğsa
Ve doğar ufukta güneş tüm berraklığında
Önce asar keser,ya da sürgüne göndeririz
Vatan haini ilan eder,
Sonrada heykelini dikeriz.
Anlarız asır geçince mucizenin ışığını,
Anlarız o gelenlerin güneşin tohumu olduğunu,
Baş verip çiçek açınca anlarız...
Anlarız nankör beyinlerimizde
Bir çekiç dank ettiğinde,
Cehalet karanlığı bir katran gibi üstümüzü örttüğünde.
Ve hala bekleriz,bir yıldız daha doğsun,
Önce yerin dibine batırıp,taşlayıp çarmıha germeyi
Ve hatta canına kastetmeyi.
Bekleriz sonra utanmadan,
Şiirler okuruz törenlerde 
Çiçekler sunarız anıt mezarlara.
Yazılarını tarih sayfalarında çocuklarımıza okuruz.
Büyük adamdı deriz utanmadan!
Göğsümüzü gere gere
Atatürk'ün kim olduğunu öğrenmeden.
Meydanlarda nutuklar atarız,kendimizin dahi bilmediği
Unuturuz asılan,derisi yüzülen,yakılan canları,
Nesimileri,Pir Sultanları,Denizleri
Sürgüne gönderip çürüttüğümüz bedenleri...
Utanır tarih;kanla yazılan,gözyaşıyla ıslanan geçmişiyle
Utanır ama biz utanmayız
Halbuki hala tarih yazmaktayız.
Çok geç değil insanca yaşamayı seçmek için,
Her saatimizi,her günümüzü,tarihe kattıkça
Burada ne değer bıraktım demedikçe,
Güneşin oğulları yeni tohumlar ekmedikçe
Yıldızları doğurmadıkça topraktan,
Hala bedel öder yıldız çocuklar.
Hala hep aynı sancıda kalır
Boşa kıyılan dev adamlar.
Çok geç değil,uzatın avuçlarınızı gökyüzüne
Dolu dolu doldurun ellerinizi
Savurun toprağa,emek verin beklemeyin
Konuşmayın ,YAPIN !
                                                     (Kemalce)

 

 MAVİ GÖZLERİNDE

Suda yürür gibi,
Nazım'ı okuyorum
Kasım'ın serinliğinde
Hayat veren dizeleriyle..
Geçmişe iniyorum,
Güneş kokulu dehlizlerden
Ellerim elleri oluyor
Kalemlere tutunuyorum..
Mavi gökyüzünün
Rengi düşen gözlerinde,
Çınar ağacını görüyorum
Memleket türküleri gibi tüm satırlar
Kendi sesinden şiirler dinliyorum
İçim ürperiyor,
Nazım'la yürüyorum
Soğuk karlı gecelerini düşünüyorum
Bursa Kalesinde,Çankırı da,Üsküdar da
Karanlık zindanlarda haykırır,
Mavi gözlü dev adam..
Bedenim bedeni oluyor,üşüyorum
Nazım yüreğiyle hissediyorum,
Aşkı,hasreti ve kavgayı,
Ve memleket sevdasını..
Masmavi gözleriyle görüyorum
İçim ısınıyor,
Bir çınar ağacına yaslıyorum başımı
Mavi gözlerinde..
                               ( Kemalce )
...........
...........

 

...........
...........

Gecenin içinden

Bir aydınlık doğurabiliyorsan

Günü gece gibi yaşayabiliyorsan

KORKMA !

Doğmayı ve ölmeyi öğrendin demektir.

Çıplak bir ağaca şiir yazabildiysen,

Ormanı içinde kurdun demektir.

İster ağaçta bir yeşil yaprak,

İster bulutta bir damla su,

İster yarin gözlerinde gözyaşı ol

Görünenin ötesini gördün demektir.

               Kan kırmızı akar,

               Gök mavi açar,

               Çimen yeşil !

               Bunların ötesine

               Bakabilirsen,

               Gönül gözüyle

İn' den İNSANA geçtin demektir.......

                                           ( Kemalce)

                                       

          İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

                     Bir bayram Arifesine daha ulaştı nefesimizin sayısı. Yaşamımızda bir durak adresidir bayramlar. Zamanı durdurur gibi olur, puslu hayat sayfalarımıza masmavi bir gökyüzü doğurur gibi oluruz. Ara veririz kırgınlıklarımıza, öfkelerimize ve dertlerimize. Hangi mekanda , nerede yaşanırsa yaşansın ılık bir meltem rüzgarı gibi dolar bayram sevinci içimize.

                    Çocukluğumuzdan kalma bir heyecandır aslında. Tertemiz giyinir, traş olur, sevdiklerimizle kutlarız bayram coşkusunu. Çocukluğumuzda yeni bir ayakkabı giymenin tadını yaşarken, yetişkinliğimizde çocuklarımızın ayaklarında görmek isteriz aynı pırıl pırıl makosenleri . Ama şimdiki çocuklar için yeni bayram ayakkabıları çok ayrıcalık gibi değil, belki sıradan bir hediyedir aslında.Ama bizim çocukluğumuzda sadece bayramlara özel bir heyecan ,yılda belki bir belki iki kez yaşadığımız bir sevinçti

               İşte hep o aynı çocuk uyanır bayram sabahları yüreğimizde. Nedendir bilinmez o duygu hiç değişmese de sanki bir parça burukluk vardır içimizde. Kimimiz anne babayı kaybetmiştir, kimimiz kardeşi arkadaşı … Silahların susmadığı şehirler,üzeri kırmızı bayraklarla uğurlanan şehitlerimiz gelir aklımıza ve ailelerin yaşadığı bayram sabahı tadını duyumsarız ağlamaklı bir gülümsemeyle.

                  İşte bayramlar her insana ayrı ayrı renklerle gelir ve gider… Bir gün gelir bir bayram sabahında uyanamayabiliriz sarılmalara. Bu yüzden değerini bilmek gerekir… Bayram demek hatırlamaktır, bayram demek söküp atmaktır yüreğimizde gizlediğimiz karanlıkları. Kocaman gülümseyip, sarılıp “Bayramın kutlu olsun diyebilmek, öpülesi elleri öpebilmek ve hala bayram tadında uyanabildiğimiz için şükretmeyi bilmektir.Yine bir bayram sabahına uyandığımız için şükrediyorum bizi yaratan Allaha…

 

                     HEPİNİZİN BAYRAMINI KUTLUYOR, SEVDİKLERİNİZLE DAHA NİCE BAYRAMLAR GÖRMENİZİ DİLİYORUM. NE MUTLU Kİ HALA UZAKTA BİLE OLSA BİZİ DÜŞÜNENLER BİZİ HATIRLAYANLAR VE BAYRAM ANILARINI YAD EDENLER VAR… NE MUTLU ; BAYRAM SEVİNCİNİ YAŞAMAK İÇİN DAHA ÇOKKK NEDENİMİZ VAR…MUTLU BAYRAMLAR   
 
 

 

BABAM, ÇOK ŞEY YAPMAK İSTERDİM SENİN İÇİN !

    Sen benim babamsın. Çocukluğumda altı yaşın anımsamaya çalıştığı hayal meyal gördüğüm en güçlü adam, sevgisini göstermekten utanan, ama varlığını hep hissettiren atamsın.Senin yaşadıkların benim yaşadıklarım kadar kolay değildi belki, belki bu yüzden kaşlarının arasında derin çizgiler,elinden düşmeyen cigaran sanıyorum genç yaşlarda bile hep vardı.Gün geldi saçımı okşamayı, gün geldi kaşlarını çatmayı hep yerinde kullandığını,elime tutuşturduğun cevizleri annemin anlattıklarından hatırlamaya çalışıyorum.

      Delikanlı adamdın,köylü,emekçi sen babam.Düşünüyorum da neler öğretmek isterdin bana. Delikanlılığı öğretmek isterdin, adam gibi yaşamayı, doğru rotada giden  bir geminin kaptanı olmamı isterdin hep.Yalanı, riyayı, değişkenliği hiç sevmedin. sen ağır yüklerin altında  özgürlüğünü, gençliğini, bizlerin aydınlığına harcadın.Ya biz sonra kendi savaşımızı veriyorduk oysa, bu savaşı verirken yaşamın senden alıp götürdüklerini bir türlü göremedim.Altı yaşın seni kaybetme acısıyla ve özlemiyle Hep senin için yapabileceğim şeylerin hayalini kurar, senin yapamadığın rüyalarının gerçeğini bende yaşamanı isterdim.Ama ne yazık ki sen şimdi ulaşamayacağım bir yerdesin.Ne çok isterdim, seninle uçurtma uçurmayı ve bilyelerimi saymayı…Yolda giderken kolundan çekip “bana dondurma al” baba demeyi.Ne çok isterdim anılarını dinlemeyi, baba kokusunu içime unutmamacasına çekmeyi. Evet ,çok isterdim ama olmadı işte. Baba tadıyla kocaman avuçlarının içinde ellerimin sımsıkı sarılarak, “İşte bu benim babam” demeyi…

Sadece bu günlerde değil ama; seni her gün hatırladığımı gösteren bir telefon sesi bile yeterdi aslında, ve sana söyleyemediğim…

     SENİ ÇOK SEVİYORUM BABA, SENİN İÇİN YAPMAK İSTEYİPTE YAPAMADIĞIM ŞEYLERDEN ÖTÜRÜ ÖZÜR DİLİYORUM…

      Geçim derdi, çoluk çocuk davası, eş, sevda , iş hedefler derken…Ve girdiğimiz yanlış yolların bize ne kadar büyük engeller getirdiğini yaşarken, şimdi seni yüreğimde çok daha iyi anlıyorum baba.Evet hayalini kurup yapamadığın , yetişemediğin bir geleceğin, şimdi ben aynı hayalini kurmaktayım.Şimdi ben de bir babayım, .Ancak kucağıma senden gelen bir mirasla bir çocuğu aldığım gün anlayabiliyorum BABA ne demek …Bir anne sevdasını anlatır, acısını paylaşır, ağlar ve hep yakınımızda durur annelik tadıyla. Ama sen babasın ya, ağlamak ve şikayet etmek ayıptır ya, delikanlı adama ağlamak yakışmaz ya ! İşte bu yüzden değil midir ki vedalara daha yakın oluşun.

     Bu gün babalar günü, elini öpemeyeceğim bir günün sabahına uyanıyorum.Tıpkı kırk yıldır öpemediğim,öncesinde öpmüşsem de hatırlayamadığım.Bu yüzden kendi çocuklarıma kavuştuğum her dakika da SENİ SEVİYORUM ! Oğlum veya kızım deyip sarılacağım. Evet ben de gün gelip başlarını okşayacak, gün gelip kaşlarımı çatacağım. Çünkü ben senin oğlunum BABA. Ben  de delikanlı oldum, delikanlı çocuklara vereceğim sevdamı, yüreğimi ve SENİN İÇİN YAPMAK İSTEYİPTE YAPAMADIĞIM HER HAYALİMİ… 

    HEPİMİZİN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN…YARIM KALANLARI TAMAMLAMAK DİLEĞİMLE

                                19 /06 / 2011                             Kemal ÇETİNER

 

 
 
 
      GECE VARDİYASI
 
Günün seslerinin dindiği saatlerde
Bir başka hayat başlar sokaklarda
Kimi bisikletler, kimi el arabalarıyla
Süzülürler gecenin içine, gölgeler sarar
Köpek havlamaları karışır seslerin arasına
Çöpleri paylaşan insanların,
ve aç hayvanların kavgası
Yoksulluklarını gecenin karanlığında,
gizlemeye çalışanlar;
ve görmezden geldiğimiz gölge adamlar…
Çöplerde çoklara bölünen ekmek davası
Her gece yarısı,sabahlara kadar süren
Kirli ellerin deştiği çöp konteynerleri
“Yaşamak” kavgasının en çetin olduğu zamanlardır
Gece vardiyası...
El arabalarının tıkırtıları
Sokak çocuklarının, sokak köpekleriyle yarışları
Birbirlerine rakipmiş gibi kıyasıya…
Kuytu karanlık köşelerden,
çıkan incecik bedenleriyle,
ak düşmüş saçlarını saklayan,
erkek sandığımız kadınlar da bu kavgada
Soğuğa durmuş gecelerde 
Hayat uykudayken başlar onların
gece vardiyası...
Sözde gözlerden uzak yaşanan,
karanlıklarda örtülmeye çalışılan
gerçek dramların
sessizce yaşandığı dünya
Biz mi yalan,o mu gerçek ?
VE GERÇEKLERDEN
Bu kadar uzak kalan bir millet !
 
                    Kemal ÇETİNER
                            19.02.2011

  ŞAFAKTA UYANMAK 

Daha çok şafaklar doğacak anne
Karanlıklar ışığa akacak
İçinde kurşunlanan çocukların olmadığı gazeteler
Bombaların yağdığı şehirler olmadan,
Sevginin hakim olduğu bir gezegende
Uyanacağız anne, şafak yakındır
Şafak yakındır anne,
Elini öpemesem de Şafağın bayramında
Nice anaların gözyaşının dindiği
Şafaklarda senin için selama duracağım
Bir sabah anne bir sabah... 

Şafaklar çocuklara doğacak anne
Elma şekerinin tadını bilmeyen çocuklar
Bir sabah tanışacaklar gülümseyerek barışla
Onlarında salıncakları olacak
Şafağın mavi özgür saçlarında
Bisikletlerine binecekler kahkahalarla
Mutlaka anne mutlaka

Türkülerle uyanacağız Şafağa
Şehitlerimizin bayramı olacak bir sabah
Tek dinin "sevgi" olduğunu
Şafakta uyananlar öğrenecek.

                             Kemal ÇETİNER
                                 19.02.2011
 
 
           YAŞAMAK                                                İNSANA DAİR 
 
Ya içindesindir                                                    Tahta masaların,sandalyelerin
Yaşamın,                                                            Üzerinde isimler taşıyan sıraların
Ya da dışında                                                     Şiirleri yazılmayacak artık.
Ya doğacaksın güneşle                                       Plastiğin kral olduğu bu devirde
Ya da batacaksın,                                              Bir anlasak, 
Bir akşam vaktinde...                                         Ne kadar geriye gittik. 
İçkiyi kederden değil,                                        Görüntünün değiştiği
Mutluluktan içeceksin.                                       Ama boyacı bir çocuğun,
Kölesi olmayacaksın,                                        Ters taktığı turuncu şapkası 
Seninle eşit doğanların                                       Masaları bir bir dolaşması
Sürüyle bir değil                                                Omuzuna asılı sandığı ile
Kendi yaşamının çobanı olacaksın...                   Boş çıkarken gözlerindeki,
Huzur istiyorsan,                                                Hayal kırıklığı ifadesi 
"Yaşamak" denilen illette                                    Değişmeyen insana dair tablo... 
Bir kağıt parçasına,                                            Hep aynı gözlere düşen umutsuzluk
Adam satmayacaksın                                         Hep aynı yüzyıldır duragelen.
Etiket savaşında                                                 Yalanla gerçeğin sarmal olduğu
Basamak yapmayacaksın...                                Dünyada düşlerimiz yok olup gidiyor,
Şiirlerle,şarkılarla                                               Ellerinde boyacı sandıkları
Kendini avutmayacaksın.                                   Ve simit satan çocukların,
Alacaksın kalemi kağıdı eline                              Haykırışlarında !..
Kendi şarkını kendin yazacaksın...

                                                         Kemal ÇETİNER 

 
 
 
KENDİNİ BİLMEK

          "Kendini Bilmek" Ne kadar basit, ne kadar kolay, bir o kadar derin bir kelime.Dünyaya "İNSAN" olarak gelmek, sonra milyon seçenek arasından, kendi ismimizle seçilmek, yaşam hakkı tanınmak, usulca yaşam denizinin içine salıverilmek."Düşünen beyin için, ne kadar büyük bir mucize". "Ben" olarak dünyaya gelmek, Ayşe, Fatma, Hasan, İbrahim değil, kendi ismimizle yaşama katılıvermek, tıpkı parmak izimiz kadar tek, tıpkı, Allah'ın bizi kendi  varlığından ayırıp, bizi kendi parçası olarak mutlulukla yaşama hediye etmesi….

Çok özeliz, her birimiz kendimize özel, kendimize has varlıklar olarak yaşam sürmekteyiz.Bize sunulan sonsuz sevgi deryasında yüzüp giderken,var oluşumuzun  değerini ne kadar bilmekteyiz? Bedenimiz, ruhumuz ve bilincimiz her türlü yaşamsal kaynağa,yaradılıştan gelen "bilme, hatırlama" cevherine sahipken, neden içimizde ki o taşan sevgi enerjisini görmezden geliriz? "OL-MAK" ne denli kutsal, ne denli büyük bir kelime, bir "OL" emriyle dünyaya getirilen bizler, ve bizlere sunulan kocaman bir evren , kocaman bir mekanizma .Kendini bilen, ihtiyaç duyduğunda, karanlıkların içinde,bir yıldız gibi doğar ve aydınlatır kendini, sonra sevdikçe, aydınlığı çoğalır ve bir ışığa dönüşür.İçinde yanan ışık kabına sığmaz, taşar taşar, ve çevresini aydınlatır. Budur kendini biliş, budur kendi içinde yolculuk ve kendini tanımak.Bizler kendi haritalarımızı çözmeden önce, başkalarının haritalarını merak etmeye başlar, aynaya bakmadan, bizim  kim olduğumuzu daha anlayamadan, "ön yargı" denilen cadı kazanını kaynatmaya başlar,küçük hesaplarla , ayrıntılarla savaşırken, içimizde var olan aydınlığı yitirir gider, şikayet eden, zırlayan, memnuniyetsiz, suçlayan, parmakla gösteren, yargılayan, asan-kesen biri olur çıkarız.Sonra ışığımızı kaybetmeye başlarız, çünkü Allah'ın bize verdiği   kaynağı, bir başkasına zarar vermek, yara açmak, ortalığı karıştırmak, dedikodu ve iftira için heba etmiş gitmişizdir.Sonra ağır ağır omuzlarımız düşer, rengimiz griye dönüşür, düşük frekanslı enerjimizle, artık, kötücül enerjileri, kişileri kendimize çekmeye başlarız.Kötü düşünmek, kanser hücreleri gibidir. Bir nokta halinde başlar, ve biz onu yargılarla suladıkça, çoğalır, tüm hücrelerimizi sarar ve bilinen sonu hazırlarız.Suç nedir, ceza nedir ? Suçladığımız sürece çözüm gelmeyecektir ve aynı kısır döngü devam edecektir.Işıkları yüksek insanlar yavaşça bizden uzaklaşmaya başlayacaktır, ve biz kendi karanlığımıza uygun seçimlerle, her geçen gün daha büyük hatalarla yolumuza devam ederiz.Bir düşünür "Çözüm suçlamanın bittiği yerde başlar" derken ne güzel söylemiştir. Çünkü suçlama bittiği an, kendi içimize dönmeye başlar, hatalarda ve başımıza gelen olaylarda, aslında düğmeye ilk basanın kendimiz olduğunu acı bir şekilde fark ederiz.
             Evet, güzellikler kendimizi bilmekle başlar. Önce kendi içimizde tatlı bir yolculuğa çıkarak, olumlu ya da olumsuz yönlerimizle, zayıflıklarımız ya da güçlü irademizle, siyah ve beyazlarımızla yüzleşerek, aynaya tekrar tekrar bakarak, kendimizin kim olduğunu sorgulamaya başlarız.Eleştiri oklarını ve işaret parmağımızı kendimize çevirme zamanı gelmişte geçiyordur bile. Çünkü her ne yaşadıysak, ona biz izin verdiğimiz için oldu, ne sonuca uğradıysak, eylemin başlangıcında start tabancasının tetiğine dokunan yine biziz. Açık yüreklilikle kendi haritamızın tüm bölgelerine, ince ayrıntılarına girdiğimizde, sonuç ve nedenleri de keşfetmiş oluruz. O ne mükemel bir keşfediş ve kendini bulmadır. Kendimizi, olduğu gibi görüp kabul ettikten sonra, "evet ben yaptım" dedikten sonra, içimizde ki sevgi titreşimleri yeniden çalışmaya, ve doğuştan bize hediye edilen tüm kaynaklar çalışmaya başlar.Şimdi ışığımız yükseldikçe, eskiden suç saydığımız davranışların ne kadar kolay değişebileceğini mutlulukla gözlemlemeye, yaşamaya başlarız.Hayatımız kolaylaşır, uyumumuz çoğalır, dostluklarımız pekişir, hoşgörü dalgalarıyla beraber, engin denizin üzerinde kendi hikayemizi, kendimiz yazmaya başlarız.Yaşam denilen, sinemanın oyunları, oyuncuları ve konuları, aslında bizim kendimizin  yazdığı senaryodan başka bir şey değildir.Sadece kendimizi tanımakla bile hayatımızı yeni baştan kurabilir, yeni seçimler, yeni planlar hazırlayabiliriz. Yeter ki "ol" mak isteyelim.
         "Kendini bilmek, tüm evrene; hayvana, ağaca, çiçeğe, geceye , gündüze, yaza ve kışa da, aynı güzellikte bakmamızı sağlar.Ön yargısız, suçlamadan bir yaşam,ve herkesi eşit görerek, olduğu gibi kabul edebilme farkındalığı...Bu farkındalığa ulaşan insanlar, huzur dolu bir yaşam ve gelecek kurabilirler.Zararın neresinden dönersek kar diyoruz, kendimizi en çok bilerek, yeni seçimlerle, yeniden doğan kendimize merhaba diyoruz.gecede bir yıldız, sabaha doğan güneş, gülümüzde bir çiçek,beynimizi  ve yüreğimizde sevgiyi mayaladığımız sürece, yaşam bizi içine alacak, kendine katacak, sıkı sıkıya sahip çıkacaktır. Biz kendimize sahip çıkmazsak, başka sahiplenmeler sadece yalan olur, Kendine güven duymayana bir başkasının güven duyması sizce mümkün müdür?Tüm olumsuzluklarımızı mercek altına yatırıp, bir sanatçı edasıyla,, değişime yönlendirebilir,içimizde ki gerçek "ben" ile buluşabiliriz. Aydınlık verdikçe, bizim aydınlığımızın daha da çoğalacağını şaşırtıcı bir şekilde izleyebiliriz.

"KENDİNİ BİLEN RABBİNİ BİLİR" sözü böylece yerini bulur, tek yaşam amacımız olan "sevgi" duygusu, bizden başkalarına akarak, doğru seçimler yönünde yaşanabilir.Ne mutlu, "HER ŞEYE" rağmen, iyilik, güzellik ve değişimlere açık zihinlere
                                                                                            05.10.2010                                      
                                                                                            Sevgilerimle 
                                                                                         Kemal ÇETİNER
 
GÜN GELECEK 
Kimyası bozulmuş yaşamın,
İllede; yaşamak deyince ölüm neden gelir,
Yaşamak hakkını kazanmanın yolu
Neden hep yok etmekten geçer.
Bir gün bitecek mi acaba
Bir gün geçecek mi ,
Bir damla kan toprağa düşmeden,
Bir gün yaşatmak adına
Sevgiyle atacak mı yürekler?
Gün gelecek, silahlar susacak
Gün gelecek,çocuklar silahları bilmeyecek,
Tüm tarihin savaş sayfaları olduğu bu gezegende
Gün gelecek kurulacak sevgi ülkeleri...
Tüm yağmurlar aşk ile karışacak nehirlere,
Tüm nehirler sevgi dolu karışacak denizlere
İnsanların sevdası okyanus olacak.
Gün gelecek,
Resimlerde savaş fotoğrafları olmayacak,
Çiçekler ve ağaçlar zafere erecek
Bir beyaz güvercinin,
Bir demet zeytin dalının
Ve bir sopanın ucuna bağlanmış beyaz bayrakların,
İfadesi BARIŞ ve SEVGİ olacak

Gün gelecek çocuklar savaşı bilmeyecek
özgürlüğün heykeli olur mu ?
Özgürlük sevmenin bir diğer adı,
Ve bir gün SEVGİ yönetecek toplumları....
                                                Kemal ÇETİNER

 
             Onlar en değerli varlıklarımız, onlar yeri dolmayacak canlarımız, tüm annelerin
sadece bugününü değil, sonsuza dek sürecek olan analık duygularını yürekten kutluyorum.
 
                                    9 Mayıs 2010
 
 
SEN DOĞA GİBİSİN                                                                                                                                     
                                                              
Hayatı ilk sevişim senin dilinle oldu,           
Senin dilinle yorumladım yaşamı               
Senin gözlerinle gördüm...                        
Senin yüreğinle sarıldım çocukluğuma,      
Senin kollarınla sarıldım yaşama...           
Bana, annelik tadında sevmeyi öğrettin       
Almadan verilen tek sevginin
Annelik duygusunda,
Annelik yüreğinde olduğunu gösterdin...
Beni santim santim büyütürken
Seni anladım,hayatı anladım,
İnsanları anladım anne...
Üzerimde hep güneş oldun sardın içimi
Gün oldu "ay" oldun,
Gün oldu "yıldız"oldun
Aydınlattın karanlığımı.
Sen kocaman bir sevgiydin aslında
Üzerimden hiç eksilmeyen.
Karanlığın ve aydınlığın
Ayrımlarında sen vardın,
Hayatımın hep pusulası oldun.
Yön verdin,emek verdin
Bir ağaçtım büyüttün
Ve başka ağaçlar büyütmeyi öğrettin
Sevgi yüklü,sen annem
Dört mevsim meyve veren,
Bir ağaç oldun yüreğimde.
Çocukluğumu büyüttün zamanla yarışırcasına
Senin dışında sevgilerde tanıdım anne,
Bir çoğunda karşılık,birçoğunda yapmacık
Bir çoğunda hayal kırıklıkları.
Ama gördüm ki tavizsiz ödünsüz
Karşılık beklemeden beyindeki,yürekteki
İçten o yüce duyguyu,bana sen verdin,sen öğrettin
Sende gördüm anne.
Biliyor musun anne,
Doğa gibisin,yağmur gibisin
Her derdimde sıkıntımda
Yüreğim daraldığında sana koştum
Hep cevap oldun...
Yaşam koridorlarında yol alırken
Hep ışık oluyorsun ve sönmüyorsun,
Yüreğime sevmeyi,gözlerime güzel bakmayı
Paylaşmayı,dayanışmayı
Hayatın sevdikçe güzelleştiğini,
Senden öğrendim anne...
Her gün daha da büyüyorsun gözlerimde
En karanlık anlarımda bile,
İçten bir bakışın,tatlı bir tebessümün
Ve kocaman bir,
"SENİ SEVİYORUM"demen yeter bile...
Zaman zaman seni üzdüğümde
O kaşlarını çattığında,
Aslında biliyordum içinden affettiğini
Zaten dayanamazdın ki,
Çatık kaşların çözülür
Gülücük olurdu dudaklarında.
Öfke,kırgınlık,nefret
Senin kitabında yazmıyor anne
Biliyor musun anne,
Her satırı"sevgi"sözcükleriyle dolu,
Sonsuz sayfaları olan,okundukça tat veren
Her sayfası ışık olan
Okumaya doyamadığım kitabımsın...
Yokluğun uçurumun öteki adı.
Yaşamın kavgasını yaparken,
Her ayağım tökezlediğinde
Senin o yumuşacık ellerinle karşılaşıyorum
sevgiyle tutup kaldırıyorsun
Girdiğim labirentlerin açık kapılarında sen varsın
Bekliyorsun,her keskin virajda
Tam savruluyorum derken
Set kuruyorsun önüme,
Bir çok sevgiler yitirilirken birer birer
Hala ayakta kale gibi bekleyen sensin anne
Çünkü sen sevgisin,tutkusun,yüreksin
Sevdasın,onur"sun,yaşamsın
Dağ gibi yüreğin var.
Çünkü sen ANNESİN
                                        Kemal ÇETİNER
 
   HER ŞEY DURUR BİZ GİDERİZ
Zaman ne ki?Bir çizelge sadece,
Umut biriktiren,umut tükettiren,
Doğumdan ölüme büyükmüş gibi gelen
Ama küçülen gitgide küçülen bir düş...
"Uzun yıllar geçti"deriz,
Ama yıllar geçmez,biz geçip gideriz
Herşey yerinde durur oysa,
Öfkeleriyle,sevgileriyle,
Gülmeleri,ağlamalarıyla
Herşey yerinde durur,biz gideriz
Zaman bir "an"sadece
Kandıran,aldatan
Zaman bir masal,bir roman ,bir şiir
Dizelerde sabit kalan...
Hep daha iyisi daha güzeli beklenir,
"Yarın"bir umuttur,dilektir,duadır,temennidir,
Hep yarın beklenir...
Oysa zaman yerinde durur,capcanlı durur hemde,
Hep genç bir delikanlı,genç bir kızdır zaman
Tükenen,yaşlanan biten ve yiten sadece insandır,
Birinin başlattığını diğeri tamamlar,ismi kalır
İsim zamana karışır
Birinin yaptığını,yüzyıl süren emeğini,
Bir diğeri gelir,yıkar,yerle bir eder,
Acımasızdır zaman,büyük bir kameradır,
Durmadan çeker olan biteni...
İnsandır oyuncusu,oyuncağı evrenin,
Zamanın teslim aldığı,bir varlıktır
Yarışır zamanla güya
Ama hep zaman kazanır,
Bitmez bu yarış,bitmez yaşamak adına,
Ne varsa bitmez koparılan yapraklar
Hatırlamak için atılan imzalar,
Yolun ne başı vardır ne sonu,
Zaman kalır geriye,
Nankördür,bencildir,acımaz,
Eskiyi yenisiyle değiştirir durmadan,
İki metrelik küf kokan çukurlara terkeder,
Yeni oyuncular seçer,
Yalnızlığı sevmez zaman....
               
              Kemal ÇETİNER 
 
 

YETER Kİ OL !

İleriye gidenlere,
Ya da geriden gidenlere sözümüz yok,
Onlar tıpkı bir an da parlayan
Sönen göktaşları gibidirler.
"Yıldız kaydı"deriz,
Ve söylenecek söz biter,
Bizimle aynı yolu kendi kulvarlarında,
Aynı sevgi titreşiminde
Yürüyebilecek mutlak çıkar,
Sen sadece "OL"mak iste...
Zamanı gelince sarp bir kaya ol !
Üzerinde ki kar taneleri,gökyüzüne uzanabilsin.
Sen ki o kayadan,
Eller doğurabilecek güçtesin.
Yakalamak için güneşi,sarı saçlarından,
Ya da sonbahar geldiğinde kızıl parlayışlarından.
Sen yeter ki "OL"mak iste...
Bazen de en dipte bir akarsu ol,
Çünkü duygu derinlik demektir,
Onu ancak aşkın gücü çıkarabilir,
Gün ışığına.
En dibi öğren ki,
Yükselmenin bir anlamı olsun,
Su gibi olmak ne güzel,
Her engeli yumuşak bir esneklikle aşabilmek
Ne güzel dağların doruklarından,
Nehirlerin yatağına inebilmek
"OL"mak ne güzel ...

  

*  *    *    *    *    *  *  *   *  *  *

           Her yıl aynı sözlerle başlarız, "bir yıl daha geride bıraktık"  deriz,böylece ömür denen mucizeyi tüketir gideriz.

   Bundan on yıl önce de, milenyum sevdasıyla yanıp tutuştuk, sandık ki gelen yıl çok şey değiştirecek yaşamımızdan.Hep aynı yanlışlarla ve doğru bildiklerimizle devam ettik yaşamaya, geriye baktığımızda ise bugünle arasında hiç bir fark göremedik, hatta daha da gerilere gittik, daha da fazla ekmek parası yoluna gençliğimizi savaşlarda tükettik.
Artık anlamalıyız ki yıllar hep aynı şekilde gelir giderler, çünkü yıllara can veren insanda ki değişimdir.Şimdi sormak istiyorum , 2010 yılına girerken,  yine aynı davalarımız, aynı düşüncelerimiz ve sadece "konuşan Türkiye" profilinde ki gibi masal projelerimiz mi var düşüncelerimiz de ?Eylemsiz sözlerimiz mi var YAŞAMDA FARK YARATMAYAN !
   Yıllar değişmez ama biz değişebiliriz.Önce düşünce sistemimiz, sonra ise eylemlerimiz ve hatta cesaretimiz değişebilir. Yaşama bakış açımız , doğaya verdiğimiz değer, insanlara yaklaşımımız değişebilir.Evet; insana ve bize dair tüm çürümüş davranış ve eylemler değişebilir.Bir sabah uyandığımızda aynada ki "ben' e" baktığımızda, gittikçe artan çizgiler ve yaşamsal yorgunluklarımız boşuna çoğalıp durmasınlar.Gülümseyerek bakalım, yeni yılın ilk ışıklarıyla beraber uyandığımızda.Aynada gördüğümüz yüze şunu soralım, "sen kimsin" evet soralım hiç zaman kaybetmeden. Çünkü yapmak isteyipte önemsemediğimiz her değer "sen kimsin" sorusundan yanıt bulacaktır.Doğa için, insan için, hayvan için, gelişmek için, başkaları için  ne yaptın ? Senin cebine giren gizli elleri engellemek için, her geçen gün elden giden ülken için, ve gittikçe bitip tükenecek olan doğa için, elini uzatabileceğin halde boşvererek yürüdüğün, aciz tüm canlılar için ne yaptın ?"EVET NE YAPTIK"
    HER BİRİMİZ SUÇLUYUZ BİR DİĞERİ KADAR...Gelecekte çocuklarımızın bize soracağı hesap oldukça ağır olacak; susuz, ağaçsız, yeşilsiz, mavisiz, bayraksız, vatansız bir dünyaya ulaştığı zaman..!Bu vatan, bu toprak, bu doğa, ve tüm masumlar bize verilen bir emanetti sadece. Bu emaneti torunlarımıza devrederken, başımız eğik ve yüzümüz kızarık mı olacağız?
      Yeni yıla girdiğimiz bu güzel günlerde, İNSAN olarak yaşamak için gereken tüm değişime ve gelişime kendimi açıyorum.Bana verilen bu değerli zamanı, kendim ve tüm insanlık için en iyi şekilde kullanmaya hazırım. Ya siz ?

                                                       
2010' a merhaba

Hep umudu ekmeye çalıştık yıllara,
Hep gülümsemeye çalıştık, içimiz ağlasa da
Hiç iki elimiz olmadı bizim
Biri hep avuçlarındaydı kaderimize düşenlerin
Hep, hep Hep
Diyerek yürüdük yollarımızı
Umudumuzu eksiltmeden
Gülüşlerimizi çoğaltarak
Kocaman merhabalarla
Karşıladık, akları ve karaları
şimdi ellerimizde kalan
Bir tutam güneş
Ve geceden kalan ay ışıltısı
Bir tutamda denizin mavisinden
2010 un bu günlerine ekiyorum
Yıllar




Ziyaretçi Sayısı : 144057

Bu Websitesi NTC Bilişim Yazılımı Olan TicariWeb 5 İle Hazırlanmıştır. Her Hakkı Saklıdır 2007 ©